ANASAYFA / Genel / Uluslararası Demokrasi Kongresi Sendikalar ve Darbeler Konulu Oturum Konuşması
Uluslararası Demokrasi Kongresi Sendikalar ve Darbeler Konulu Oturum Konuşması
ÖZ ORMAN-İŞ BASIN MÜŞAVİRLİĞİ - 04.03.2017 14:12

Uluslararası Demokrasi Kongresi Sendikalar ve Darbeler Konulu Oturum Konuşması

4 Mart 2017 / Ankara

Dünyada Sendikacılık:

 

Bugünkü anlamıyla sendikacılık; 18 yy. sonunda Avrupa’da başlayan sanayi devriminden sonra oluşmuştur.

19 yy. başlarında, Avrupa’da işsizlik artmış, çalışma süreleri günde en az 16 saat olmuş, binlerce kadın ve çocuk dokuma tezgâhlarında veya maden ocaklarında çalışır hale gelmiştir.

Ayrıca, işçilerin örgütlenme haklarını yasaklayan kanunlar çıkarmıştır.

İngiltere’de polis dışında kalan memurlara 1946 yılından sonra sendika özgürlüğü verilmiştir.

Almanya da 1869 yılında hızlanan sendikalaşma hareketi, 1933 yılında Nasyonal Sosyalistler tarafından kesintiye uğratılmıştır.

Sanayileşen Avrupa’da ilk yıllarda sendikalaşmayı yasaklayan kanunlar çıkartılmışsa da işçiler uzun mücadeleler ile bu yasakların kaldırılması konusunda başarıya ulaşmışlardır.

Sonuç olarak sendikal örgütlenmeye başlangıçta şiddetle karşı koyan devletler daha sonra buna göz yummuş, sonunda da bunu bir hak olarak tanımıştır.

Sendikalaşma fikrinin temeli; birlikten güç doğacağı inancıdır.

İngiltere’de, 1864’de sendikaların açılmasına yasa ile izin verilmiştir.

Almanya’da ise 1731’de grev yapan kalfalar ağır cezalara çarptırılmış.

Avrupa’da sendikaların gelişimi, I Dünya Savaşı ve 1929 Ekonomik Krizi sonrası yaygınlaşan otoriter devlet sistemlerinden olumsuz biçimde etkilenmiştir.

II. Dünya Savaşı, sendikal hareketi olumsuz etkilemiştir.

Ancak savaş sonrası dönemden 1970’li yılların sonuna kadar sendikacılık altın çağını yaşamıştır.

Sendikalar 1960’lı yıllarda uzlaşmacı ve sorumlu sendikacılık kimlikleriyle 1970’li yıllarda ise toplumsal sözleşmelere taraf siyasî ortak görünümde faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.

1970’li yılların ortalarından itibaren özellikle 1980 sonrasında; ekonomik durgunluk sonucu artan işsizlik, kayıt dışı sektörün gelişmesi, küreselleşme, çokuluslu şirketlerin güçlenmesi, hizmet sektörünün önem kazanması, yeni teknolojiler, esneklik, doğu blokunun çözülmesi, bireyselleşme eğilimlerinin artması, kadınların iş piyasasına girmesi gibi nedenler sendikaların gücünü azaltan faktörler olmuştur.

 

 

Türkiye’de Sendikacılık:

 

Osmanlı İmparatorluğu döneminde çalışma hayatı genellikle tezgah ve el işlerine dayanmaktaydı.

Pamuklu ve ipekli dokumacılıkta 18 yy. sonunda görülen gelişme, Avrupa’da makinenin sanayi alanına girmesiyle bol olarak üretilen ucuz malların yurda sokulması sonucu gerilemeye başlamıştır.

Münferit bir akit olarak değerlendirilebilirse de, dünyadaki ilk toplu iş sözleşmesi, 1776’da, Kütahya’da fincan imalathaneleri ile buralarda çalışan ustalar arasında imzalanan sözleşmedir.

Osmanlı İmparatorluğunda Avrupa’dakine benzer katı sanayileşme hareketi olmamıştır.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde sendikacılık hareketinin başlangıcı, 1871’de Ameleperver Cemiyeti’nin kurulmasıyla başlar.

Bu cemiyet, esas itibariyle işçilere yardım kurumu olup; tam anlamıyla sendika niteliği taşımaz.

İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, birbirini izleyen grevler üzerine çıkarılan Tatili Eşgal Kanunu (1909) kamu hizmeti gören müesseselerde sendika kurulmasını yasaklamış ve grev özgürlüğünü sınırlamıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra hazırlanan 1924 Anayasası, toplanma ve dernek kurma hakkını tanımış; ancak sendika ve toplu pazarlık hakkına ilişkin hüküm içermemiştir.

1925 yılında çıkarılan Takriri Sükun Kanunu ile 1926 yılında çıkarılan Türk Ceza Kanunu, örgütlenme ve toplu pazarlık hakkını sınırlamıştır.

1938 yılında Cemiyetler Kanunu; aile, cemaat, ırk, cins ve sınıf esasına dayalı cemiyet kurulamayacağını düzenleyerek, sendikalaşma hakkını ortadan kaldırmıştır.

1946 yılında bu yasak kaldırılmıştır.

1947 yılında ise 5018 sayılı İşçi ve İşveren Sendikaları ve Sendika Birlikleri Hakkında Kanun çıkmıştır.

Bu ilk sendikalar kanunu sendika özgürlüğünü tanımış olmakla birlikte sendikal faaliyetleri sınırlamıştır.

Grev yasağı, o dönemde de devam etmiştir.

1952 yılında ilk üst düzey işçi kuruluşu Türk-İş kurulmuştur.

Bu dönemde Türk sendikacılığı, Amerikan sendikacılığından bir hayli etkilendi.

Bu etkilenmede, Amerikan İşçi Federasyonu’na bağlı bir vakıf olan AAFLI (Asya-Amerika Özgür Çalışma Enstitüsü) ve yine Amerika kökenli bir işçi kuruluşu olan ICFTU (Uluslararası Hür İşçi Sendikaları Konfederasyonu) tarafından Türkiye’de yürütülen çok sayadaki sendikal eğitim programı başat rol oynadı.

AAFLI, Amerika finansmanıyla, onlarca ülkede yüzbinlerce işçinin katıldığı seminerler düzenledi.

Bu seminerlerin 145’i Türkiye’de yapıldı ve Türk-İş’e bağlı sendikacılar eğitim programlarına katıldı.

Daha sonra, Türk-İş’ten ayrılan sendikalar 13Şubat 1967 yılında Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu kurdular.

Öz Orman-İş’in de bağlı olduğu Hak-İş Konfederasyonu, 22 Ekim 1976 tarihinde kuruldu.

Günümüzde Türk-İş’e bağlı 34 sendika, Hak-İş’e bağlı 22 sendika ve Disk’e bağlı 22 sendika bulunmaktadır.

Ocak 2017 İşkolu İstatistiklerine göre;

Türk-İş’in üye sayısı 889.500

Hak-İş’in üye sayısı 488.723

DİSK’in üye sayısı 141.729

Bağımsız sendikaların üye sayısı 26.195

 

Bugün Türkiye’deki sigortalı her 100 işçiden yalnızca 12’si sendikalıdır.

 

 

Sendikalar ve Darbeler:

 

Türkiye’de sendikaların büyük bölümü, askeri darbeler ve müdahaleler karşısında pek iyi bir sınav verememiştir.

Sendikaların siyasî etkileme gücünün zayıf olduğu 1960 yılında yapılan 27 Mayıs Darbesini istisna tutarsak; 1971, 1980 ve 1997 darbelerinde sendikaların önemli bölümü, ne yazık ki ‘demokrasi ve millî irade’ yanında saf tutmamıştır.

Özellikle 1980 darbecilerinin kurdurduğu hükümette, dönemin Türk-İş Genel Sekreterinin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak yer alması, Türk işçi hareketi tarihinde önemli bir kırılma noktası olmuştur.

Darbe rejiminin hazırladığı ‘emek aleyhtarı’ yasalarda, ne yazık ki Türk-İş kökenli Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın da sorumluluğu olmuştur.

1997’de gerçekleştirilen 28 Şubat darbesinde ise, işçi sendikaların sorumluluğu çok daha büyük olmuştur.

Hak-İş dışında kalan işçi konfederasyonları ile işveren konfederasyonuna ilaveten, esnaf ve sanatkarlar konfederasyonu ve oda-borsa birliği, maalesef darbenin ‘taşeronluğunu’ üstlenmiştir.

Demokratik yolla seçilmiş hükümeti alaşağı eden 28 Şubat darbesinin icrasında, ne yazık ki, 5 işçi-işveren-esnaf-işadamı çatı örgütü, ‘gönüllü’ görev almıştır.

Yalnızca Hak-İş Konfederasyonu 28 Şubat postmodern darbesine direnmiş; bunun da bedelini ödemiştir.

15 Temmuz Darbe-İşgal Girişimi sözkonusu olduğunda; bu kez işçi sendikaları ile esnaf ve işadamı örgütleri, demokrasi ve millet iradesinden yana tavır almışlardır.

Başta Hak-İş Konfederasyonu ve bağlı sendikalar olmak üzere, emek örgütleri, darbe girişimine karşı tavır almıştır.

Geçmiş tecrübeler, bize, emeğin hakkını yalnızca ‘özgür ve demokratik’ ortamlarda arayabileceğimizi gösterdi.

Demokrasi ve millet iradesine karşı yapılan her eylem, bir şekilde emeğin haklarını kısıtladı.

1980’deki 12 Eylül darbesinin tırpanladığı haklarımızın bir bölümünü, aradan geçen 37 yıla rağmen geri alamadık.

Hak-İş ve bağlı sendikaları olarak, millî iradeye, demokrasiye ve özgürlüklere kasteden her türlü darbe ve girişimi reddediyoruz.

Hiçbir yapılanma veya güç odağı, millet iradesinden daha üstün olamaz.

Milli irade ve demokrasiye karşı konuşlanan her türlü güç birikimini ve kalkışmayı reddediyoruz.

Demokrasilerde karar verici, millettir.

Millet iradesine kasteden her türlü girişim, bize göre gayrimeşru ve gayriahlakidir.

Bizim için demokrasiden yana tavır almak, ‘ilkesel bir duruş’tur.

İşte bu ilkesel duruşumuzdan dolayı; 15 Temmuz gecesinde, darbe girişiminin duyulduğu ilk andan itibaren, tüm üyelerimize direniş çağrısı yaptık.

Web sitemize darbeyi reddeden bildirimizi koyduk.

Yaptığımız basın açıklamasıyla, darbe girişimini tanımadığımızı ve demokratik yolla seçilmiş yönetimin yanında olduğumuzu ilan ettik.

16 Temmuz günü öğlen saatlerinde, darbecilerin henüz 12 saat önce bombalamış olduğu TBMM’yi ziyaret ederek, darbe karşıtı basın açıklamamızı dile getirdik.

TBMM İdare Amirliği ve Siyasi Parti gruplarını ziyaret ederek, demokratik yönetime olan desteğimizi ifade ettik.

Sonrasında, 27 gün boyunca, üyelerimiz ve sendika yöneticilerimizle birlikte bütün illerde meydanları doldurarak, Demokrasi Nöbeti tuttuk.

Ayrıca, sabahlara kadar Demokrasi Nöbeti tutan halkımıza, kumanya dağıttık.

Bugün de, demokrasimizi daha sağlam bir temele oturtmak amacıyla, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak olan CUMHURBAŞKANLIĞI HÜKÜMET SİSTEMİ referandumunda, ‘Evet’ oyu vermek üzere, destek oluyoruz.

MUHATAP KURULUŞLAR



Kişisel Verileri Koruma Kanunu - Aydınlatma Metni