ANASAYFA / Genel / Hak-İş 13. Olağan Genel Kurulu Konuşması
Hak-İş 13. Olağan Genel Kurulu Konuşması
ÖZ ORMAN-İŞ BASIN MÜŞAVİRLİĞİ - 22.10.2015 14:05

Hak-İş 13. Olağan Genel Kurulu Konuşması

22 Ekim 2015 / Ankara
22.10.2015 14:05

Sayın Divan

Sayın Bakanlarım

Siyasî partilerimizin değerli temsilcileri

Konfederasyonumuzun kıymetli Onursal Genel Başkanı, Çorum Milletvekili ve TBMM İdare Amirimiz

Saygıdeğer milletvekilleri

Genel Kurulumuza yurtdışından katılan kıymetli misafirlerimiz

Hak-İş camiasının değerli mensupları

Kıymetli basın emekçileri

Saygıdeğer misafirler

Sevgili delege arkadaşlarım…

Sizleri, şahsım/ Hak-İş Konfederasyonu ve Öz Orman-İş Sendikası adına saygıyla selamlıyorum...

Konfederasyonumuz Hak-İş’in 13. olağan genel kuruluna hoş geldiniz.

 

Değerli hazirûn…

Konfederasyonumuz Hak-İş ve bağlı sendikalarımız, bu toprakların ruhu ve kültürü üzerinde yükselen emek örgütleridir.

Bizim sendikal anlayışımız;

  • Milletimizin değerleriyle yoğrulmuştur.
  • Hak ve adalet anlayışı üzerine bina edilmiştir.
  • Bizim mücadelemiz, insanın ve emeğin kutsiyeti üzerinde yükselmiştir.
  • Bizim sendikacılık ilkelerimiz, Hakka ve halka hizmet düsturuna dayanmaktadır.

 

Ve nihayet bizim örgütlenmemiz, dayanışma ve kardeşliği esas almıştır.

Biz sendikacılığı, sadece ‘ücret pazarlığı’ndan ibaret görmüyoruz.

Hem üyelerimize, hem de yaşadığımız topluma hizmet etmeyi görev kabul ediyoruz.

Ve sendikacılık yaparken, kaba kuvveti değil; bilgiyi, sevgiyi ve hoşgörüyü esas alıyoruz.

Hak-İş ve bağlı sendikaları, ayrı ayrı kurumsal yapılar olsa da, aynı zamanda ‘bir bütünün parçaları’dır.

Öz Orman-İş’lisi…

Hizmet-İş’lisi…

Öz Gıda-İş'lisi...

Öz İplik-İş'lisi...

Çelik-İş'lisi...

Öz Ağaç-İş'lisi...

Öz-İş'lisi...

Öz Büro-İş'lisi...

OLEYİS'lisi...

Kıbrıs Türk Kamu-Sen'lisi...

Öz Maden-İş’lisi…

Medya-İş’lisi…

Öz Taşıma-İş’lisi…

Liman-İş’lisi…

Öz Finans-İş’lisi…

Öz Petrol-İş’lisi…

Futbol Çalışanları Sendikası mensupları…

Öz Sağlık-İş’lisi…

Öz Toprak-İş’lisi…

Enerji-İş’lisi…

Öz İletişim-İş’lisi…

Yani bu çatının altında buluşmuş tüm emekçiler, Hak-İş çınarının dallarıdır.

Hepimiz tek bir yürek olarak hak mücadelesi veriyoruz.

Birlikte büyüyor, gelişiyor, çoğalıyor ve güçleniyoruz.

Son genel kurulumuzdan bu yana geçen 4 yıllık sürede, Hak-İş ailemize yeni sendikalar ve binlerce emekçi katılmıştır.

Birlik çatımızın altına gelen her emekçimiz, gücümüze güç kattığı gibi, ülkemiz emek mücadelesinin bayrağını da yükseltmiştir.

Hak-İş çatısı altında buluşan tüm emekçilerimizi kutluyor, henüz aramızda bulunmayanları da ulu çınarımızın gölgesine davet ediyorum.

 

Saygıdeğer misafirler/ Değerli arkadaşlarım/

Biz sendikacılığı, ‘sığ bir ekonomik mücadele’ olarak da görmüyoruz.

Bize göre sendikacılık, bir ‘idealizm meselesi’dir.

Bu ideal; başta emekçilerimiz olmak üzere, tüm insanımızın refah ve huzurunu esas alır.

Güçlü ve kalkınmış bir Türkiye’yi hedefler…

Ülkemize ve aziz milletimize hizmet etmeyi önceler…

Çalışmayı, üretmeyi, kazanmayı ve kazandığımızı âdil paylaşmayı ilke edinir.

Bizler; değerlerine inandığımız, mazisiyle övündüğümüz ve geleceğine güvendiğimiz milletimizin değerleriyle barışık bir hayat felsefesini benimsiyoruz.

Emeğimizi ve ekmeğimizi, demokrasi ve özgürlüklerimizle eşdeğer görüyoruz.

Demokrasi ve özgürlüklerin olmadığı bir zeminde, emek mücadelesi verilemeyeceğini, 12 Eylül ve benzeri deneyimlerle idrak etmiş bulunuyoruz.

Ve mücadelemizi, sadece temsil ettiğimiz emek kitlesi adına değil; ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık adına yürüttüğümüze inanıyoruz.

Hak ve özgürlükleri, yalnızca kendi üyelerimiz ve kendi toplumumuz için isteyen bir anlayışı doğru bulmuyoruz.

Başta çevremizdeki ülkeler olmak üzere; yerküredeki bütün hak ve hukuk arayışlarını anlamlı buluyor ve destekliyoruz.

Kendimizi, küresel düzeydeki hak, hakikat, barış ve huzur arayışlarının müttefiki kabul ediyoruz.

Hak-İş camiası olarak, sendikacılığımızı hem ‘yerel değerlerimiz’, hem de ‘evrensel gerçekler’ üzerine oturtuyoruz.

Hazreti Mevlana’nın pergel benzetmesinde olduğu gibi; bir ayağımız ülkemizde, diğer ayağımızla dünyanın her yerine ulaşmayı hedefliyoruz.

Kısaca diyoruz ki:

Sendikalar, yönetim mekanizmaları üzerindeki etki güçlerini;

  • Daha adil bir paylaşım
  • Daha yaşanabilir bir ülke ve
  • Daha yaşanabilir bir dünya için kullanmalıdır.

 

Değerli Misafirler

Ülkemiz, yeryüzünün en önemli jeopolitik noktasında yer alıyor.

Yalnızca coğrafî yönden değil; medeniyetlerin buluşması bakımından da kavşak noktasındayız.

Bu gerçeklik bize, önemli sorumluluklar yüklüyor.

Kendi medeniyet coğrafyamızın demokratikleşme ve kalkınma ihtiyacına katkı vermemiz gerektiği gibi; Batı toplumlarının önyargılarını kırmak ve bizleri daha doğru anlamasını sağlamak gibi bir görevimiz de bulunuyor.

Tarih ve medeniyet geçmişimiz, bize böylesine ağır bir sorumluluk yüklemektedir.

Elbette böyle bir sorumluluğun altından kalkabilmek için, öncelikle kendi ülkemizdeki demokrasi açığını gidermemiz gerekiyor.

Emek ve hak mücadelemizi kemâle erdirmek zorundayız.

Demokrasimizin geldiği noktayı önemserken, emeğin örgütlenmesi önündeki fiilî engellerin aşılamadığını da not ediyoruz.

Hafızalarınızı biraz tazelemek gerekirse, ülkemiz için şu genel tespitleri yapabiliriz:

  • Emeğin en büyük düşmanı olan enflasyon olgusu dizginlenmiştir
  • Ülkemizin kanını emen devasa bütçe açıkları giderilmiştir
  • Türk Lirası, banknotlara sığmayan sıfırlardan kurtulmuş, haysiyet kazanmıştır
  • IMF’ye borçların kapatılmasıyla, Türkiye’nin 200 yıllık ‘finans boyunduruğu’ kırılmıştır
  • Trilyon dolara dayanan ekonomimiz, dünyanın 16. büyük ekonomisi haline gelmiştir
  • Sermayenin tabana yayılmasında, azımsanmayacak bir mesafe aldık
  • Sosyal güvenlik şemsiyesi, nüfusumuzun ezici çoğunluğunu kapsar hale gelmiş; sağlık hizmetlerine erişim kolaylaşmıştır.
  • Demokrasinin özü olan ‘sivil siyaset’ ilerlemiş; vesayet ve darbe anlayışı gerilemiştir
  • Toplumu tasarlamaya çalışan devletin yerini, topluma hizmet eden devlet almıştır
  • Bürokratik vesayet kırılmıştır
  • Üstünlerin hukuku karşısında, hukukun üstünlüğü büyük mesafe kat etmiştir
  • Bu kazanımlar, Türkiye’yi, bölgesinin güçlü devleti ve küresel politika belirleyici ülkelerden biri konumuna yükseltmiştir

 

Tüm bu olumlu gelişmelerin yanında;

  • İyi niyetle yürütülen ‘Çözüm Süreci’ne rağmen, son birkaç aydır bölücü terör yeniden azmıştır
  • Bu terör, tüm ülkemizin içini acıtmaktadır
  • Henüz ‘sivil anayasa’ yapamamış olmanın ayıbını üzerimizde taşıyoruz
  • 7 Haziran seçimlerinin ortaya koyduğu tablo, siyasî istikrarımızın ne kadar kırılgan olduğunu göstermiştir
  • İşsizlik ve yoksullukla mücadelede, olmamız gereken noktanın epeyce uzağındayız
  • Vergide adaleti sağlayamadık; vergi yükünün çoğu, ücretlilerin sırtında bulunuyor
  • Asgari ücret, halen geçim ücreti olmaktan çok uzak bir düzeyde kalıyor
  • Taşeronluk sisteminin getirdiği hukuksuzluklar tüm ağırlığıyla devam ediyor
  • Çıkarılan yasalara ve alınan tedbirlere rağmen, iş kazaları canımızı yakmayı sürdürüyor
  • Kamuda, yılın yarısında çalıştırılan geçici işçilerimizin kadro ve tam yıl çalışma beklentisi henüz karşılanmadı
  • Son yıllarda epeyce geriletilmiş olsa da, halen yüzde 32 düzeyinde bir kayıtdışı istihdam gerçeğimiz var
  • Ve daha da vahimi, 13 milyonu aşkın sigortalı işçimizin, sadece yüzde 11’i sendikal örgütlenme hakkını kullanabilmektedir.

Bu olumsuzluklar hem kabul edilemez, hem de Türkiye’nin geldiği ekonomik-sosyal kalkınma düzeyine yakışmıyor.

 

Muhterem Misafirler/ Kıymetli Delegeler...

Yaşadığımız dünya, adaletsiz bir düzen içinde bulunuyor.

Bu düzen; haksızlıklarla, yolsuzluklarla, zulüm, sömürü ve savaşlarla birlikte yürüyor.

Dünya nimetleri, ülkeler arasında, âdil ve dengeli paylaşılmıyor.

Gelişmiş ülkelerin, dünya kaynaklarından aldığı pay artarken, yoksul ülkelerin payı azalıyor.

Dünyadaki en zengin 300 kişinin toplam serveti 4 trilyon dolara yaklaşıyor.

Derinleşen adaletsizlik, dünyanın her köşesinde barışı tehdit ediyor.

Özellikle bizim yaşadığımız coğrafya, Batı dünyasının körüklediği kaoslarla boğuşuyor.

Çevremizdeki ülkelerde, binlerce insan; terör, savaş, çatışma, açlık ve yoksulluk yüzünden can veriyor.

Milyonlarca insan, yaşadığı toprakları terk edip, ölüm pahasına göç ediyor.

O insanların tek isteği; daha rahat ve zulüm görmeden yaşayabilecekleri bir ülkeye ulaşmak…

Yazık ki, Türkiye ve birkaç bölge ülkesi dışında, ölümden kaçan bu insanlara kapılarını açan yok.

Koskoca Avrupa Birliği, mülteci sorununa karşı, ‘çare’ diye, o zavallı insanların Akdeniz’i geçmeye çalıştığı tekneleri batırmayı buluyor.

Türkiye, 2 milyonu aşkın Suriyeli mülteciyi 4.5 yıldır kabul barındırıyor.

Onlar için, 8 milyar doların üzerinde harcama yapmış…

Buna karşılık, 27 AB ülkesinin kabul edebildiği toplam Suriyeli sayısı 150 bini bulmuyor.

Mülteci akını AB kapısına dayandıktan sonra, Türkiye’nin ağır yükünü hafifletme ihtiyacını hatırlıyorlar.

Tuzu kuru ülkeler, bir de utanmadan, Türkiye’nin istikrarını bozmak için, bir takım terör örgütlerine destek vermekten kaçınmıyor.

Dünya barışı adına kurulmuş olan Birleşmiş Milletler, yaşanan acı ve zulümleri sadece seyrediyor.

BM Güvenlik Konseyi, ülkesini kana boğan diktatörlere karşı bir yaptırım kararı alamıyor.

Konseyin daimi üyesi olan 5 ülke, koskoca bir dünyayla, adeta alay ediyor.

Ve bu haksız-hukuksuz yapıya karşı yükselen isyan çığlıkları duymazdan geliniyor.

Dünya, cilası dökülmüş bu zulüm düzenini, artık daha fazla taşıyamaz.

Batı ülkeleri, kurdukları ve sürdürdükleri bu zulüm düzeniyle, aslında varolduğunu iddia ettikleri kendi ‘medeniyetlerini’ tükettiklerinin farkına varamıyor.

Batı Medeniyetinin içi, bizzat Batılılar tarafından boşaltılıyor.

Demokrasi, eşitlik, adalet, insan hakları, fikir ve inanç özgürlüğü gibi kavramlar, Batılılarca anlamsızlaştırılıyor.

Kurgulanmış eylem ve görüntülerle, Müslümanlara karşı önyargılar derinleştiriliyor.

Batı ülkeleri, kendilerine münasip gördüğü demokratik ve millî iradeye dayalı yönetimleri, Müslüman coğrafyalara çok görüyor.

Müslüman ülkelerdeki demokratik hak talepleri yok sayılırken, halkın seçtiği demokratik yönetimlere karşı yapılan askerî darbeler destek buluyor.

Oysa birazcık kulak kabartsalar, sahibi oldukları bu insansız, iz’ansız ve vicdansız düzenin çatırdamakta olduğunu fark edecekler.

 

Değerli Delegeler, Saygıdeğer Misafirler/

Dünya, yeni ve vicdanlı bir medeniyete ihtiyaç duyuyor.

Bu yeni medeniyet, yeryüzünde yaşayacak herkesin kurtuluş umudu olmak zorundadır.

Böylesi bir medeniyetin, ancak bizim yaşadığımız coğrafyadan ve bizim temiz kültürümüzden çıkabileceğini, sadece tarih değil, bugün yaşadığımız olaylar da göstermektedir.

Son 200 senedir büyük acılarla yoğrulan bu topraklar, artık yeni bir medeniyetin doğum sancılarını yaşamaktadır.

Türkiye, millet iradesini temel alan demokratik düzeniyle; çevresindeki savaşlar, istikrarsızlıklar ve zulümler karşısında, bir huzur adası olarak ayakta durmaktadır.

Coğrafyamızın susadığı barış, huzur ve refah, inanıyoruz ki; Türkiye’nin kalkınması, güçlenmesi ve yeniden medeniyet bayrağını yükseltmesiyle gerçekleşecektir.

‘Dünya 5’ten büyüktür’ deme cesaretini gösteren…

Kendi çıkarları uğruna halkını ezen diktatörlere yüz vermeyen…

Millet iradesine suikast yapanlarla arasına mesafe koyan Türkiye, ‘değerli yalnızlığıyla’, yeni ve âdil bir medeniyetin yolunu yapmaktadır.

 

Muhterem Misafirler, Değerli Delege Arkadaşlarım...

Konfederasyonumuz Hak-İş; ilkeleri, kararlı duruşu, demokratik tavırları ve çağdaş yapılanmasıyla, 40 yıllık bir başarı öyküsünü geride bırakmıştır.

Sendikal mücadelesini; azimli, sabırlı, kuşatıcı ve ortak aklı öne çıkaran bir liderlik anlayışı ile yürüten Hak-İş, aynı zamanda evrensel bir ufukla, etkin bir uluslararası emek kuruluşu haline gelmektedir.

Son genel kurulumuzdan bu yana, Hak-İş örgütlenme çabalarını hızlandırmıştır.

Temmuz 2015 istatistiklerine göre; Hak-İş’e bağlı sendikalarımızın toplam üye sayısı 384 bin 815’e yükselmiştir.

Hak-İş’in sendikalaşmadaki temsil oranı, yüzde 27’ye ulaşmıştır.

 

Elbette bunu yeterli görmüyoruz.

Tüm sigortalı işçilerimiz içinde sendikalaşma oranının yüzde 11’in biraz üzerinde olduğunu dikkate alırsak, daha yürüyeceğimiz çok mesafe olduğu anlaşılmaktadır.

Diğer taraftan, sendikacılığa yeni bir ruh kazandırmak zorundayız.

‘İnsan’, ‘emek’, ‘hak’ ve ‘adalet’ merkezli, yeni bir sendikal anlayışı inşa etmeliyiz.

Sendikacılığı; demokrasi, medeniyet, adalet, insan hakları ve ahlâk olmak üzere, ‘değerler’ temelinde yüceltmeliyiz.

Yaşadığımız topraklar, bu değerlere hiç de yabancı değildir.

Osmanlı Cihan Devleti’nin manevî hamurunu yoğuran Şeyh Edebalı’nın; “İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın.” öğüdü, bu değerleri en güzel şekilde özetlemektedir.

 

Değerli arkadaşlarım, kıymetli misafirler…

Konfederasyonumuz Hak-İş ve üye sendikalar, uluslararası emek dayanışmasına ve evrensel sorunlara önem vermektedir.

Genel Başkanı olduğum Öz Orman-İş de, başka ülkelerdeki dengimiz olan emek örgütleriyle ilişkilerini geliştirmektedir.

İlaveten, Birleşmiş Milletler’in çok önemli bir organizasyonu olan Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi faaliyetlerinde de görev icra etmekteyiz.

197 ülkenin taraf olduğu bu sözleşme kapsamında yürütülen çalışmalara, Türkiye’den akredite olan tek sendikayız.

Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler’in Namibya, Meksika ve Paris’teki toplantılarına katılmıştık.

‘Ortaklar Konferansı’ olarak adlandırılan bu önemli toplantıların sonuncusu, tam da şu günlerde ülkemizde yapıldı.

Toplantılara, dünya ülkelerinden, binlerce temsilci katıldı.

COP-12 adı altında yürütülen bu konferanslarda, Öz Orman-İş olarak, farklı ülkelerden gelen STK’larla birlikte, çeşitli etkinlikler yürüttük.

Bu etkinliklerde, temsil ettiğimiz emekçilerimizin; çevre değerlerimiz ile orman varlığımıza yaptığı hizmetleri dile getirdik.

Birleşmiş Milletler’in bu büyük organizasyonu; yaşadığımız dünyanın, çevrenin, verimli toprakların, bitki ve hayvan varlığının korunması bakımından son derece önem taşıyor.

İlaveten, iklim ve doğal dengenin korunmasında, emeğin ne denli önemli olduğu, bu toplantılar vesilesiyle, bir kez daha anlaşılmıştır.

 

Saygıdeğer delegeler, kıymetli arkadaşlarım…

İzninizle, konfederasyonumuz Hak-İş’in 12. Genel Kurulu münasebetiyle, dile getirilmesinde yarar bulduğum bazı hususları da dikkatinize sunmak istiyorum.

Hak-İş, üye sendikalarımız için bir çatı örgütü ve temsil kurumudur.

Konfederasyon Başkanımız, herkesi kucaklamalı; sendikalarımız arasında taraf olmamalıdır.

Bu çatının altındaki tüm yapılar, kendini güvende hissetmeli; “Acaba benim sendikamın iç işlerine ne zaman karışılacak?” endişesi taşımamalıdır.

Bugüne kadar, Hak-İş Genel Kurullarında, delege hesabı yapılmamış; liyakata göre hareket edilmiştir.

Hak-İş tarihinde, ‘bodyguardlar’ eşliğinde genel kurullar yapılmamıştır.

Hak-İş Genel Başkanının ‘koruması’ sıfatını taşıyan bir şahıs, Genel Başkana rağmen böylesi bir yanlış işi organize ediyorsa, durum vahimdir.

Eğer bu yanlış, Genel Başkanın bilgisi dâhilinde yapılıyorsa, durum daha da vahimdir.

Ortada bir güvenlik sorunu varsa, bu konunun Hak-İş Yönetim Kurulunda ele alınması gerekirdi.

Hak-İş, bu ülkenin saygın bir konfederasyonudur.

Eğer Hak-İş, ülkedeki tüm sivil toplum temsilcilerinin çağrıldığı 30 Ağustos resepsiyonuna davet edilmiyorsa, ortada ciddi bir durum var demektir.

Özellikle de, Hak-İş’in davet edilmeyişinin bir ‘yanlışlıktan’ kaynaklanmayıp; bilinçli bir tercih olduğu beyan ediliyorsa, sorun daha ciddi demektir.

Şahsen, Hak-İş’in hafızası sayabileceğimiz birkaç yöneticiden biri olarak; Hak-İş camiasının temsilinde bir zaaf olduğu kanaatini taşımaktayım.

Tüm işkollarındaki örgütlenmesiyle, büyük bir camia olan Hak-İş’in, emek ve demokrasi adına büyük bir potansiyel gücü olduğuna inanıyorum.

Bizlerin görevi; bu gücü doğru kullanarak, camiamız ve ülkemiz için daha büyük hizmetler ortaya koymaktır.

Bir özeleştiri niteliği taşıyan bu sitemkâr sözlerimi, siz değerli Hak-İş delegelerinin hoşgörüsüne sığınarak yapmış bulunuyorum.

 

Değerli Emekçiler… Sevgili Arkadaşlarım…

 

Sözlerimi burada noktalarken; 13. Olağan genel Kurulumuzun, konfederasyonumuza, emek hareketimize ve ülkemize hayırlı olmasını diliyor, bu vesileyle sizlere selam, saygı ve muhabbetlerimi sunuyorum.

MUHATAP KURULUŞLAR



Kişisel Verileri Koruma Kanunu - Aydınlatma Metni